📣 🎉 YENİ EĞİTİM! Ürün Yönetimi Temelleri eğitim programımız açılmıştır. Detayları Eğitimler menüsünden görebilirsiniz. 📣 🎉

Bültene hoş geldin 👋

“Kullanıcı tutma/Retention” üzerine başladığımız serinin dördüncü sayısındayız: Bu sayıda “hedefleme”ye geldik: Ölçümlemeler sonucu bulduğumuz değerin ne ifade ettiğini nasıl anlayabiliriz, nasıl karşılaştırma yapabiliriz gibi konularda kısa bulgular ile ve örnekler üzerinden giderek konuya genel bir yorumlama yapmaya çalıştık ve faydalı kaynakları da yazının sonuna iliştirdik.

Önceki üç sayıda retention’ı tanımlayıp, kritik eylem’leri ve kullanım aralıklarını anlamaya çalışmıştık ve bu kritik eylemleri nasıl ölçümleyebileceğimizi ve anlamlandırabileceğimizi konuşmuştuk. Konuya vakıf değilseniz, bu sayıdan önce bu yazıları okumanızı tavsiye ederiz (linkler o sayılara gidiyor). Sonraki sayı bu serinin son sayısı olacak ve mevcut durumun nasıl iyileştirilebileceğini anlamaya çalışacağız.

Konu üzerine beğendiğiniz kaynakları, araştırmamızı istediğiniz konuları, fikirlerinizi ve bildiklerinizi paylaşmak isterseniz, Slack’e de bekleriz. Konuk yazar olmak ya da sorularımızı cevaplamak isterseniz de kapımız oldukça açık. 👀 Umarız bilenlere bir tazeleme, bilmeyenlere bir fikir edinme aracı olur!

İyi internetler,
Burcu


Kullanıcı tutma-4: Hedef koyma

Bir önceki sayıda bulduğumuz kritik eylemi ölçümlemeyi ve çıkan sonucu anlamlandırmayı konuşmuştuk. Bu sayı bu sonuca dair nasıl bir hedef koyabiliriz biraz bunun üzerinde duracağız.

En kısa haliyle “nasıl hedef koymalı” sorusunun cevabı: Ne kadar yüksek, o kadar iyi. İdeal dünyada her kullanıcı 3 ya da 6 ay sonunda hala ürünü aktif bir şekilde kullanıyor olsun, retention rate’i %100 olsun, kimse pasif hale gelmesin ya da üyeliğini durdurmuş olmasın. Gerçekler öyle değil tabii ki, bu yüzden paralanmaya da gerek yok o anlamda, ama bakıldığında bu işin en fazla ederi bu ve daha fazlasını hedeflemek zaten mümkün değil.

Gerçekçi bir hedef koymaya niye ihtiyaç var peki? Biraz bulunduğumuz pazarda ne durumdayız’ı görmeye ihtiyaç var, biraz da ürün/pazar uyumunu ne kadar yakaladığımızı görmeye. Retention ölçümlemenin neden kritik olduğunu ilk sayılarda konuşmuştuk: Ürünün nabzını tutmak gibi bir şey, iyi durumda mıyız sorusunun en basit cevabı. Hedef koymak da aslında bu iyi ya da kötü durum evden çıkınca da devam ediyor mu’nun cevabını aramak oluyor.

Hedef koymanın bir yolu ürünü kendi kendiyle benchmark’lamak. Hafta hafta ya da ay ay retention ölçümlemek ve gidişatın trendini anlamak, bu yöne ve ivmeye göre tersine bir modelleme yapıp, sebepleri araştırmak ve üzerine denemeler yapıp sonuç almaya çalışmak gidilebilecek en kesin yol (denemeler üzerine sonraki sayıda, iyileştirme yöntemleri üzerinde duracağız).

Bir diğer yolsa ürünü pazardaki rakipleriyle benchmark’lamak. Bunu yapabilmenin yolu da tabii ki bu veriye bir şekilde erişebilmekten geçiyor: Genelde şirket şirket açık bir şekilde ulaşılabilir değil, ancak çeşitli yöntemlerle yolumuzu bulabileceğimiz kadar veri de var. Burada nelere bakmak gerekir? Okuduklarımdan anladığım kadarıyla en temelde bakılacak dört parametre var: İş modeli, pazar, şirket büyüklüğü, platform. İş modeli oyun ya da e-ticaret olan, ekibin 100-150 kişi olduğu bir mobil uygulama ile 5000+ kişilik bir ekibi olan finans odaklı B2B SaaS bir web platformunun retention ölçümleme kriterleri de, endüstri standartları da oldukça farklı oluyor. Bu farklılığın sebebi genelde şunlar oluyor:

Farklılığa dair sebepleri anladık, nasıl benchmarking yapabileceğimize dair bir fikrimiz oluştu. Bundan sonrası veriye ulaşmak oluyor, ve sizin için bulduğum birkaç güncel veri kaynağını buraya da ekliyorum.

İlk sıraya bulabildiğim en güncel kaynak olan Lenny’s Newsletter’ın 2020 yılından bir raporu geliyor. Aşağıya görsel olarak bir önizleme bıraktım, şu link orjinal çalışmaya gidiyor, şu da birlikte çalıştıkları Eventbrite CEO’su Casey Winters’ın değerlendirmesi.

kaynak: What is good retention – Lenny’s Newsletter

Bu çalışma iş modeli odaklı, pazar ya da şirket büyüklüğüne dair parametreler yok. Dikkat edilecek bir başka nokta da bahsedilen “İyi” ve “Çok iyi” değerleri retention’ın düzleşmeye başladığı yerler, yani örneğin consumer SaaS için “iyi” olarak değerlendirilen %40 değeri 6. ayın o anlık görünümü değil, 6. ayda %40 civarında salınması demek oluyor.

Bu rapor yanında faydalı olabileceğini düşündüğüm iki rapor daha buldum: Mixpanel’in 1.2 milyar tekil kullanıcıdan hareketle hazırladığı 2019 Product Benchmarks raporu ve Pendo’dan Product Benchmarks raporu. Mixpanel’de platform ve pazar odaklı parametreler var, Pendo’da ise şirket büyüklüğü de dikkate alınmış. Statista’nın 2020 tarihli şu raporu da platformlar üzerine bir fikir verebilir.

Bu birkaç çalışmayı bir araya getirip, ortalama bir değer üzerinden hedef koymak güzel bir başlangıç olabilir. Bildiğiniz başka raporlar varsa haber edin, ekleyelim, bilgiyi çoğaltalım.

Haftaya bu serinin son sayısında görüşürüz!

Faydalı kaynaklar

İş İlanları

Tüm aktif ilanları görmek, ilk elden ilanı paylaşan üyelerimize ulaşmak ya da yeni bir ilan paylaşmak için Slack grubumuza katılın!


Bu sayılık bu kadar!

Bizi seveceğini düşündüğünüz birileri varsa, aşağıdaki butonu kullanarak haberdar edebilirsiniz:

Share Üretim Bandı Bülten

Bültene hoş geldin 👋

Bu sayılık “Retention” serimize ara verip yıl kapanışı yapıyoruz. Biraz bu yıla dair konuşup, okuyup sevdiğimiz içerikleri derlemeye çalıştık. Üretim Bandı’nın 2021’de en sevilen podcastlerini ve bültenlerini de bir listeleyim dedik ki kaçıranlar için bir kaynak olsun.

Bu yıl benim için 2020’den daha yoğun geçti: Bir yandan yeni işe alışıp sevmek ve artan sorumluluklar, bir yandan dostların birer birer masadan eksilip başka diyarlara göçmesi, bir yandan ekonominin bir acayip halleri derken, 2021’in halet-i ruhiyesi bende güzel bir karmaşa yarattı. Bu güzel karmaşanın içindeyken gönülden ve düzenli içerik üretmek de aslında baya zoru başarmak oldu; özellikle yeni şeyler öğrenmeye vakit yok gibi geldiğinde, yoğun çalışmak gerektiğinde, hayatta başka öncelikler daha çok yer etmeye başladığında, ya da basitçe (aynı zamanda en zoru) insanın içinden gelmediğinde. Yine de sene boyunca hiç aksatmadan yaptığım tek şeyin bülten yazmak olduğunu fark edince güzelce bir seviniyorum: Her iki haftada bir mutlaka bir konuyu araştırıp, öğrenip, şekillendirip bülteni yazdım. Okur sayımız hayli arttı, konuları irdeleyiş biçimlerimiz kuvvetlendi. Ürün geliştirmenin yanında değişik konulara girip çıktık, bir sürü insanın yeni bir şeyler öğrenme yolculuğuna katkımız oldu. Tek bir şeyi sene boyunca düzenli yapmak bile bir sürü kapıyı açtı özetle. “Daha çok şey yapmak isterdim” diyen herkese önerim, “Daha ne yapacaktım” demek olur bu değişik sene için. Bence bu seneyi bir şekilde atlatan herkes yaptıklarını aklında bir listelesin, kendini kutlasın.

Bülten’e 2020’nin Haziran ayında başladık ve kör topal 40. sayısına kadar firesiz geldik 🧿 Daha üzerine düşünülecek, öğrenilecek çok şey var. Bu sene de severek yapabildiklerimize tutunalım. İyi bir 2022 dilerim!
Burcu

Hatırlatma: Üretim Bandı Slack! 🎉

Slack’te her geçen gün daha aktifiz: Podcast bölümlerini ilk elden Slack’ten duyuruyoruz, üyelerimiz de ilk elden iş ilanlarını buradan paylaşıyor. Ürün geliştirmeyle alakalı birçok konuda sorular sorup cevaplar alabildiğimiz bir platform olma yolundayız, soruların veya bildiğin konularda topluluğa katkı sağlayabilecek cevapların için bekliyoruz:

Slack Grubumuza Katıl


Üretim Bandı’nın En Sevilenleri

Bülten ve podcastlerde en sevilen içeriklerimiz şöyle oldu:

En çok okunan bülten sayılarımız

En çok dinlenen podcast bölümlerimiz

Sevdiğimiz kaynaklar

Tüm Üretim Bandı içeriklerini aslında tek bir amaçla üretiyoruz: Bilgiyi ortaya çıkarmak ve toplulukla paylaşmak. Bunu yaparken ilham aldığımız ve yeni şeyler öğrendiğimiz kaynaklar çok, ancak bu seneyi düşününce aklımıza gelen, en çok sevdiklerimiz ve takip ettiklerimiz şunlardı:

Newsletterlar ve bloglar

Raporlar

Bültene hoş geldin 👋

“Kullanıcı tutma/Retention” üzerine başladığımız serinin üçüncü sayısındayız! Bu sayıda “ölçümleme”ye geldik: Ölçümlemede amacımız ne, ölçümlemeyi nasıl yaparak aradığımız cevaba ulaşabiliriz, bulduğumuz cevap ne ifade eder gibi konularda kısa açıklamalar ile ve örnekler üzerinden giderek konuya genel bir yorumlama yapmaya çalıştık ve faydalı kaynakları da yazının sonuna iliştirdik.

Önceki iki sayıda retention’ı tanımlayıp, kritik eylem’leri ve kullanım aralıklarını anlamaya çalışmıştık. Konuya vakıf değilseniz, bu sayıdan önce bu yazıları okumanızı tavsiye ederiz (linkler o sayılara gidiyor). Sonraki sayılarda da bu kritik eylemlere dair hedef koymayı ve mevcut durumun nasıl iyileştirilebileceğini anlamaya çalışacağız.

Konu üzerine beğendiğiniz kaynakları, araştırmamızı istediğiniz konuları, fikirlerinizi ve bildiklerinizi paylaşmak isterseniz, Slack’e de bekleriz. Konuk yazar olmak ya da sorularımızı cevaplamak isterseniz de kapımız oldukça açık. 👀 Umarız bilenlere bir tazeleme, bilmeyenlere bir fikir edinme aracı olur!

İyi internetler,
Burcu


Kullanıcı tutma-3: Ölçümleme ve anlamlandırma

Dog Math GIF

Bir önceki sayıda “kullanıcının ürünü kullanırken aldığı, ürünün temel değer önermesiyle örtüşen aksiyon” olarak tanımladığımız “kritik eylem”i bulmaya ve “kullanıcının bu kritik eylemi gerçekleştirmek amacıyla ürünü ne sıklıkla kullanacağını” netleştirmeye yarayan “kullanım aralığı”na odaklanmıştık. Bu sayı bu adımları tamamladığımız yerden devam ederek, ölçümleme ve anlamlandırmaya geçiyoruz.

Retention’ı ölçümlemenin türlü yolları var, ancak hepsinin cevap aradığı ortak soru şu: Kullanıcıların ne kadarı zaman içinde bu kritik eylemi yapmaya devam ediyor? Biz de bu ölçümlenenin türlü yollarının detaylarına girmek yerine, bu soruya en basit şekilde nasıl cevap bulabileceğimize odaklanalım dedik.

Bir örnek üzerinden gidelim ki kavramlarda boğulmayalım: Kritik eylemi “içeriği kaydetmek” olarak belirledik diyelim, ve kullanım aralığını da “haftalık” olarak seçtik. İşe “cohort” yaratmakla başlıyoruz: 0. haftadan itibaren (örneğimizde 0. hafta, kullanıcının ürünü kullanmaya başladığı zaman) hafta hafta kullanıcıların ne kadarının kaydetme aksiyonunu en az bir kere yaptığına bakalım istedik. Şöyle bir sonuca ulaşıyoruz:

step-1-calc.png
kaynak: https://june.so/template/retention. Önerilen örnek uygulama retention’ı “yeni kullanıcı” özelinde kırmak, çünkü yeni ve eski kullanıcıları bir arada değerlendirince “uzun vadede kaç kullanıcı kullanmaya devam ediyor” sorusuna cevap bulunamıyor.

Bu grafiğin okunuşu şu: 2-8 Kasım arası 120 yeni kullanıcı gelmiş, bu 120 kullanıcının 90’ı ilk hafta içinde geri gelip bir içeriği kaydetmiş, 80’i ikinci hafta geri gelip içerik kaydetmiş, 73’ü üçüncü hafta.. gibi.

Bu adımları her bir cohort için tekrarlayıp, sayıları oranlara çevirdiğimizde şöyle bir tablo oluşuyor:

step-3-cacl.png
kaynak: https://june.so/template/retention

Bu tablonun hafta hafta ortalamalarının grafiğe dökümünü yaptığımızı ve şöyle bir sonuca ulaştığımız düşünelim (kullanım sıklığı haftalık olduğunda, önerilen 12 haftalık bir ölçümleme yapmak):

retention-graph.png
kaynak: https://june.so/template/retention

Bu grafikten çıkarabileceğimiz ilk sonuç şu: Ürün yaşıyor. Haftalar geçtikçe belirlediğimiz kritik eylemi yapan kullanıcı oranı belirli bir aralıkta kalmış—düzleşmiş. Eğer bu grafiğin %0’a yakınsadığını ya da ulaştığını görseydik, oturup düşünmemiz gerekirdi: Ya ürün-pazar uyumunda bir problem var, ya da yanlış kritik eylemi veya kullanım aralığını seçtik. Eğer ürünün yaşadığını düşünüyorsak bu konulara odaklanarak başlamak gerekli; bunlardan eminsek ve grafik yine aşağı yönlü bir trenddeyse de önümüzdeki sayılarda odaklanacağımız hedefler koyma ya da mevcutu iyileştirme üzerine kafa yormak gerekiyor.

Basitçe gösterimlemeyi umduğumuz bu yaklaşımın bir handikapı var: Her haftanın ortalamasını aldık ve bu yaklaşım örnek uygulamalardan biraz uzak. Önerilen her bir cohortu kendi içinde değerlendirmek.

Biraz daha uzun soluklu bir örneğe bakalım:

kaynak: “How to increase your product’s retention” – Lenny’s Newsletter

Bu grafikten çıkarabileceğimiz birkaç sonuç var:

Ölçümleme ve anlamlandırmaya böylece genel bir bakış atmış olduk. Akıllardaki beliren yeni soru muhtemelen şu oldu: Bu oranları nasıl karşılaştırmak lazım (benchmarking)? Biraz düşük gibi geliyor, nasıl iyileştireceğiz? Bu sorulara önümüzdeki sayı cevap arayacağız. Takipte kalın!

Faydalı kaynaklar

İş İlanları

Tüm aktif ilanları görmek, ilk elden ilanı paylaşan üyelerimize ulaşmak ya da yeni bir ilan paylaşmak için Slack grubumuza katılın!


Bu sayılık bu kadar!

Bizi seveceğini düşündüğünüz birileri varsa, aşağıdaki butonu kullanarak haberdar edebilirsiniz:

Share Üretim Bandı Bülten

Bültene hoş geldin 👋

“Kullanıcı tutma/Retention” üzerine başladığımız serinin ikinci sayısındayız. Bu sayıda “kritik eylem”i konuşuyoruz: Nedir, nasıl belirlenir, bu eyleme dair kullanım aralığı nasıl belirlenir ve önemi ne gibi konulara değinip, faydalı kaynakları da yazının sonuna iliştirdik.

Sonraki sayılarda bu kritik eylemleri ölçümlemeyi ve oluşan eğrileri anlamlandırmayı, hedef koymayı ve mevcut durumun nasıl iyileştirilebileceğini anlamaya çalışacağız.

Konu üzerine beğendiğiniz kaynakları, araştırmamızı istediğiniz konuları, fikirlerinizi ve bildiklerinizi paylaşmak isterseniz, Slack’e de bekleriz. Konuk yazar olmak ya da sorularımızı cevaplamak isterseniz de kapımız oldukça açık. 👀 Umarız bilenlere bir tazeleme, bilmeyenlere bir fikir edinme aracı olur!

İyi internetler,
Burcu


🔋Bültenin bu sayısı Talentmelon desteğiyle yayınlanmaktadır.

2022 için ortalama maaş zamları ne olacak? 
Yazılım geliştirme dünyasında maaşlarda son durum ne? 
Hibrit çalışma modeli şirketler tarafından nasıl uygulanacak? 

Talentmelon olarak Endeavor Türkiye ortaklığıyla yürüttüğümüz 2022 Ücret ve Yan Haklar Araştırma Raporları, maaş, satış primleri, bonus ve yan haklara dair sağladığı veriler ile insan kaynağına yatırım yapmak isteyen şirketler için zengin bir rehber niteliği taşıyor. 

41 şirketin 4 bini aşkın çalışanı temsilen veri sağladığı Maaş Analizi raporuna erişim ile ilgili detaylı bilgi almak için:

Rol ve Seviye Bazlı Maaş Veri Platformu

60 şirketin katkı sunduğu Ücret ve Yan Haklar Trend Analizi raporuna ücretsiz erişmek içinse bu bağlantıyı kullanabilirsiniz.

Biz neler yapıyoruz? Talentmelon, büyüyen teknoloji şirketlerine insan ve kültür konularında danışmanlık hizmeti sunan bir yönetim danışmanlığı şirketidir. Talentmelon olarak dört ana alanda hizmet sunuyoruz; Kültür, Ücretlendirme, OKR Danışmanlığı ve Büyüme. Şirketiniz için sunabileceğimiz hizmetlerle ilgili daha kapsamlı bilgi almak isterseniz hello@talentmelon.com aracılığı ile bizlere ulaşabilirsiniz.  


Kullanıcı tutma-2: Kritik eylem ve kullanım aralığı

Wave Frequency GIF

☝️Geçen sayıdan bu sayıya geçiş yaparken bahsetmenin önemli olacağı bir detayı yakaladık: Kullanıcı tutma (user retention) ve müşteri tutma (customer/logo retention) birbirlerini besleseler ve aynı gibi görünseler de aralarında iş modeline de bağlı olarak küçük farklar var. Kullanıcı tutma daha çok kullanım metrikleriyle ölçülüp tekil kullanıcıların bağlılığı (engagement) üzerine yoğunlaşırken, müşteri tutma daha çok finansal metriklerle ölçülüp organizasyonun ürünü kullanmaya ve kullanım bedelini ödemeye devam etmesine kafa yoruyor. B2C için bu iki kavram birbirine yakınsıyor çünkü her tekil kişi kendi finansallarından sorumlu, ancak B2B’de durum farklı: Organizasyon ürünü kullanmayı bıraktığında churn bir hayli yükseliyor. Bu organizasyondaki ürünü satın alma kararını veren ya da ürünü en aktif kullanan kullanıcıların özel olarak takibi de öneriliyor, bir nevi özel kullanıcı tutma oluyor bu da, çünkü bu kişilerin gitmesi müşteri tutma seviyesinde negatif etki yaratabiliyor.

Biz bu yazı dizisinde daha çok kullanıcı tutma üzerinde duruyoruz, ancak müşteri tutma özelinde bir şeyler de araya girebilir, oralarda haberleşiriz.

Konuya gelelim: Kritik eylemler. Kritik eylem özetle şu demek: Kullanıcının ürünü kullanırken aldığı, ürünün temel değer önermesiyle örtüşen aksiyon. Bu aksiyon aynı zamanda muhtemelen bizim görmek istediğimiz bir hareket, istiyoruz ki kullanıcı ürünü bu niyetle kullansın. Bu kritik eylemi belirlemek, ürünün kullanımına dair içgörüler edinmek adına ilk adım olarak düşünülüyor. Retention ölçümlemeyle kritik eylem de bu noktada bağdaşıyor: Kullanıcının bize göre aktiflik tanımı, bu kritik eylemi yapıyor olması olmalı. Günlük, haftalık ya da aylık aktif kullanıcıları tanımlarken de bu çizgiden ayrılmamak gerekiyor: Uygulamayı indirmek ya da açmak değil, bu anlamlı aksiyonu almak ürünün büyümesine dair en takip edilebilir kriter.

kaynak: https://amplitude.com/blog/user-retention-app-critical-event

Ürünün iş modeline göre birden fazla kritik eylem düşünülebilir: Pazaryeri gibi modellerde birbirinden çok farklı akışları olan, farklı kullanım amaçlarına sahip kullanıcılar var örneğin. Çoğu organizasyon için bir tane kritik eylem tüm değer önermesini kapsıyor, ancak birbirinden farklı arka planları ve kullanım amaçları olan kullanıcılar için birden fazla kritik eylemi takip etmek de makul. Aynı kullanıcı için bir dizi eylem de takip edilebilir. Organizasyon içinde farklı ürün ekipleri farklı alanlara eğiliyorsa, bu ekiplerin kritik eylem tanımları da farklı olabilir.

Kritik eylem ya da eylemleri belirlemek, beraberinde bir sürü planlama yapmayı kolaylaştırıyor: Ürünün yol haritasını, kullanıcı deneyimini, pazarlama ve promosyon aktivitelerini kullanıcının bu kritik eylemleri daha kolay, hızlı ve tekrarlı şekilde yapabilmesini sağlayacak şekilde planlamak, herkesin tek bir amaca yönelik hareket etmesini sağlıyor.

Peki doğru kritik eylem nasıl bulunur? Az çok aklınızda canlanıyordur, ama ekipçe karar verecekseniz ya da üzerine bir egzersiz yapmak isterseniz, şu soruları cevaplamak yararlı olabilir:

Bu sorulara cevap olarak bir olası kritik eylemler silsilesi oluşturdunuz, ama hangisinin aradığınız kritik eylem olduğuna karar vermekte zorlanıyorsunuz diyelim. Eğer halihazırda ölçümlediğiniz veriler varsa, bundan sonrası bu eylemlere dair hipotezler oluşturmak ve test etmek üzerine. Şöyle bir hipotezi örnek verelim: “Profillerine kredi kartı bilgilerini ekleyen kullanıcılar daha çok ürün satın alıyor”. Bu hipotezi test etmek için şu soruları sorabilirsiniz: Kredi kartı eklemeyen kullanıcılara göre daha fazla mı ürün satın alıyorlar? Ürüne kredi kartı eklemeyen kullanıcılardan daha fazla mı geri dönüyorlar? Benzer soruları her bir hipotez için sorup, belirgin korelasyonlar yakalayabildiğiniz hipotezler için küçük deneyler yaparak validasyon sağlayabilirsiniz. Kredi kartı bilgisi eklemeyi öne çıkarıp ya da promosyonlarla teşvik edip, ekleyen kullanıcıların satın alma davranışları değişiyor mu gözlemleyebilirsiniz örneğin. Bu deneylerin sonucunda veri destekli kritik eylemleriniz ortaya çıkacak.

Kritik eylemleri belirlemek, retention metriğine karar vermenin ilk adımı. İkinci adımsa bu kritik eylemlerin kullanım aralığını ya da başka bir deyişle, ürünün bu amaçla kullanım sıklığını netleştirmek. Kullanım aralığı önemli, çünkü bu kritik eylemin hedeflere olan etkisini gerçekçi şekilde takip edebilmek için, önce ne kadar gerçekleştirildiğini bilmek gerekiyor: Ürününüz her gün kullanmayı gerektirmeyen bir amaca yönelik olabilir örneğin. Bu durumda kullanıcının bu kritik eylemi her gün yapmasını beklemek, aşağıdaki mavi grafikte olduğu gibi davranışları yanlış yorumlamaya sebebiyet verebilir. Her gün yapılması beklenen kritik bir eylemi haftalık olarak ölçmek de, olması gerekenden daha pozitif bir tablo yaratabilir. Reforce’un şu blogu yanlış kullanım sıklığına odaklanmanın risklerini ve olası etkilerini güzelce anlatıyor.

Comparing Daily and Weekly Retention
kaynak: https://amplitude.com/mastering-retention/critical-event-product-usage-interval

Peki bizi sağlıklı bir stratejiye ulaştıracak kullanım sıklığını nasıl belirleyeceğiz? Bu da aslında aklınızda az çok canlanıyordur, ama daha sistematik bir yol izlemek isterseniz, Amplitude tarafından şu adımları takip etmek öneriliyor:

Faydalı kaynaklar

İş İlanları

Tüm aktif ilanları görmek, ilk elden ilanı paylaşan üyelerimize ulaşmak ya da yeni bir ilan paylaşmak için Slack grubumuza katılın!


Bu sayılık bu kadar!

Bizi seveceğini düşündüğünüz birileri varsa, aşağıdaki butonu kullanarak haberdar edebilirsiniz:

Share Üretim Bandı Bülten

Bültene hoş geldin 👋

Biraz da analitik düşünelim diyerek, “Kullanıcı tutma/Retention” üzerine bir seriye başlıyoruz: Bu sayıda konu üzerine biraz konuşup başlangıç yaparken, ilerleyen sayılarda nasıl bir plan program yapılabileceğine dair kafa yoracağız. Kritik eylem (critical event), kullanım aralığı (usage interval), kullanıcı tutma eğrileri (retention curves) gibi kavramları didiklerken, retention’ın büyümeye ve rekabete olan etkilerini, zorluklarını, nasıl ölçülebileceğini ve iyileştirilebileceğini, kullanıcı kayıp (churn) ve retention ilişkisini, Amplitude’un meşhur “Retention Lifecycle Framework”’ünü ve nicelerini konuşacağız. Bu seride kaç sayı olacak henüz kestiremiyorum, önümüzdeki sayı netleşiriz ve sınırları çizeriz zira hayat kısa 👵

Konu üzerine beğendiğiniz kaynakları, araştırmamızı istediğiniz konuları, fikirlerinizi ve bildiklerinizi paylaşmak isterseniz, Slack’e de bekleriz. Konuk yazar olmak ya da sorularımızı cevaplamak isterseniz de kapımız oldukça açık. 👀 Umarız bilenlere bir tazeleme, bilmeyenlere bir fikir edinme aracı olur!

İyi internetler,
Burcu


🔋Bültenin bu sayısı Borda Technology desteğiyle yayınlanmaktadır.

Biz kimiz, ne yapıyoruz? 10 yılı aşkın süredir IoT ürünlerimizle hastanelerin hem dijital dönüşümüne hem de bunun ötesinde daha akıllı hale gelmesine katkıda bulunuyoruz. İstanbul ve İzmir/Urla’da toplam 90 kişiyiz. Amerika, Rusya ve İsveç’te de ofislerimiz mevcut. Yukardaki QR sana ne yaptığımızı en iyi şekilde anlatacaktır.

Peki bunu nasıl yapıyoruz? 45 kişilik teknolojik ekibimiz hastanelerdeki demirbaş, hasta ve personel süreçlerini IoT sensörler sayesinde uçtan uca otomatik olarak takip ederek hem süreçsel hem anlık faydalar sağlıyor. Tüm dünyada ürünlerimiz 50’den fazla hastanede aktif olarak kullanılıyor.

Hedefimiz ne? Şirketimizi global pazarda lider konuma getirmek istiyoruz ve bunu yalnız çok iyi bir ekiple gerçekleştirebiliriz. Dünyada sağlığı dönüştürecek ekibin bir parçası olmak ve bunu son teknolojilerle yapmak seni de heyecanlandırıyorsa:

Açık Pozisyonlarımızı İncele

Geçtiğimiz haftalarda gerçekleştirdiğimiz parkur oyunları ve barbekü temalı şirket etkinliğimizi buradan izleyebilirsin. Belki bir sonraki etkinliğimizde sen de aramızda olursun!


Kullanıcı tutma-1: Nedir, neden önemli?

Kullanıcı tutma (bundan sonra “retention” diyelim; Google’ın Türkçeleştirdiği kaynaklarda “kullanıcıyı elde tutma” denmiş ama anlatım pek hoşuma gitmedi), en basit tanımıyla “belirli bir zaman dilimi boyunca belirli bir eylemi yapmaya devam ederek aktif kalan kullanıcıların yüzdesi” demek. Yani durup durup ürüne bu eylemi yapmak için geri gelen kullanıcılar bunlar.

Retention aslında bir çıktı ve girdileri sırayla aktivasyon (activation), etkileşim (engagement) ve canlanma (resurrection). “Retention’ı iyileştirmek” gibi bir şey konuşuluyorsa aslında bakılacak yerler bu üçü: Bu girdilerden herhangi birindeki bir olumlu değişiklik, retention’a büyük bir iyileşme olarak yansıyor. Retention’daki bir iyileşme de, ağ etkisi (network effect) ya da doğal olarak kullanıcının kullanım süresini ve organizasyona olan kazanç etkisini (CLV) artırmasıyla aktivasyon/etkileşim/canlanma üçlüsüne olumlu bir etki olarak geri dönüyor. Bu üçlüyü kısaca şöyle tanımlayabiliriz:

Büyümeye en çok etki eden iki faktör kullanıcı edinme (acquisition) ve retention. Biri olmadan diğerinin pek bir anlamı olmuyor çünkü kullanıcı edinmeye eğilinmediğinde ürünün değerini anlatacak kullanıcı bulmak zorlaşırken, retention üzerine düşünülmediğinde kullanıcıların içeride kalmak için nedenleri azalıyor (artık her şeyi yapan bir sürü ürün var). Yine de retention üzerine çalışmanın yeni kullanıcı edinme üzerine çalışmaktan çok daha az maliyetli olduğu ifade ediliyor, çünkü halihazırda ürünü denemiş birine ulaşmak ve kazanmak temelde çok daha kolay. Kullanıcı edinme üzerine kurulu bir ürün stratejisi günün sonunda bir sürü günlük aktif kullanıcıya ya da web sitesi ziyaretçisine dönse de bu metrikler stratejiyi yönlendirip besleyecek içgörüler üretmek yerine yüzeysel başarılar olarak kalıyor.

Çoğu organizasyon çabuk sonuç alınabilen ve başarıya ulaşıldığını hissettiren metrikler üzerine yoğunlaşırken, retention için “sessiz katil” denilmiş çünkü çoğu yerde bu konuya ya hiç öncelik verilmiyor, ya öncelik veriliyor ama metrikler yanlış tanımlanıyor, ya da etkileşime giden kök sebepler araştırılmıyor. Reklam bütçeleriyle desteklenen ve sık kullanılan ürünlerin çoğunlukta olduğu oyun, e-ticaret gibi pazarlarda günlük, haftalık ya da aylık aktif kullanıcı sayısını (DAU/WAU/MAU) takip etmek önerilen, ancak daha düşük tempolu kullanımları olan ya da bütçesini idareli kullanmak isteyen ürünler için en çok önerilen ve anlamlı bulunan değer ölçümleme kriteri retention oluyor.

Faydalı kaynaklar

Bu sayıda yararlandığım, önümüzdeki sayılarda da bakacağım bazı kaynaklar (aklınızdaki kaynakları da lütfen paylaşın—bu maile cevap olarak iletebilirsiniz!):


İş İlanları

Tüm aktif ilanları görmek, ilk elden ilanı paylaşan üyelerimize ulaşmak ya da yeni bir ilan paylaşmak için Slack grubumuza katılın!


Bu sayılık bu kadar!

Bizi seveceğini düşündüğünüz birileri varsa, aşağıdaki butonu kullanarak haberdar edebilirsiniz:

Share Üretim Bandı Bülten

Bültene hoş geldin 👋

Bu sayının konusu “Ürün geliştirmede bilgiyi organize etmek”: İnsan beyni bilgiyi nasıl organize ediyor kısmını derince inceledikten sonra ürün geliştirmede bu yöntemlerin nasıl karşılıkları olabileceği üzerine fikirler yürüttük.

Konu üzerine fikirlerinizi ve bildiklerinizi paylaşmak isterseniz, Slack’e de bekleriz. Umarız organizasyon yetilerinize yeni pratikler kazandırabiliriz!

İyi internetler,
Burcu


🔋Bültenin bu sayısı Borda Technology desteğiyle yayınlanmaktadır.

Biz kimiz, ne yapıyoruz? 10 yılı aşkın süredir IoT ürünlerimizle hastanelerin hem dijital dönüşümüne hem de bunun ötesinde daha akıllı hale gelmesine katkıda bulunuyoruz. İstanbul ve İzmir/Urla’da toplam 90 kişiyiz. Amerika, Rusya ve İsveç’te de ofislerimiz mevcut. Yukardaki QR sana ne yaptığımızı en iyi şekilde anlatacaktır.

Peki bunu nasıl yapıyoruz? 45 kişilik teknolojik ekibimiz hastanelerdeki demirbaş, hasta ve personel süreçlerini IoT sensörler sayesinde uçtan uca otomatik olarak takip ederek hem süreçsel hem anlık faydalar sağlıyor. Tüm dünyada ürünlerimiz 50’den fazla hastanede aktif olarak kullanılıyor.

Hedefimiz ne? Şirketimizi global pazarda lider konuma getirmek istiyoruz ve bunu yalnız çok iyi bir ekiple gerçekleştirebiliriz. Dünyada sağlığı dönüştürecek ekibin bir parçası olmak ve bunu son teknolojilerle yapmak seni de heyecanlandırıyorsa:

Açık Pozisyonlarımızı İncele

Geçtiğimiz haftalarda gerçekleştirdiğimiz parkur oyunları ve barbekü temalı şirket etkinliğimizi buradan izleyebilirsin. Belki bir sonraki etkinliğimizde sen de aramızda olursun!


Ürün geliştirmede bilgiyi organize etmek

  1. Nedir?

  2. Farklı yöntemler

  3. Faydalı kaynaklar


1. Nedir?

Aklınızdaki tüm düşüncelerin fiziksel bir karşılığının olduğunu ve bulunduğunuz ortamda sağa sola uçuştuğunu bir düşünün. Bayağı bir kargaşa ve düzensizlik olurdu herhalde. Farkında olmasak da insan beyni durmaksızın etrafını ve uçuşan bu düşünceleri algılıyor, işliyor, planlayıp organize ediyor ve hatırlıyor ki bu düzensizliğe mani olsun. Bir gün içinde yaptığınız her şeyi düşünürseniz (düşünemedi) ne kadar kompleks bir yapıyı konuştuğumuzu idrak edeceksiniz.

İnsanın sinir sistemi her gün sayısız kaynaktan bilgiyi duyular aracılığıyla topluyor, uyarıcılara dönüştürüyor ve sinirsel itkilerle beyne taşıyor. Beyin de sürekli gelen bu bilgi tanelerini kullanarak düşünceler oluşturuyor, dil yardımıyla dışarı aktarıyor ya da daha sonra kullanmak üzere hafızaya depoluyor. Bu düşünceler oluşturulurken eski hatıralardan ya da duygulardan gelen içsel etkiler de kullanılıyor. Bir koku duyduğunuzda 20 sene önce gittiğiniz bir yerin görüntüsü gözünüzde bir an canlanabiliyor örneğin (koku hafızayı en iyi körükleyen duyu olarak biliniyor).

Beyin bu kadar bilgiyi bu kadar erişilebilir yapabilmek için memurluk dönemlerinizden hatırlayacağınız “dosya dolabı” gibi bir mantıkla hareket ediyor. Her bir farklı dosyaya bilişsel psikolojide konsept (concept) adı veriliyor: İçinde dilsel, görsel, düşünsel, kişilere ya da olaylara dair hatıralar olan kategorisel gruplar. Aslında etiketlemek gibi bir şey. Beyin bu konsepte dair her yeni gelen bilgiyi etiketliyor ve aynı dosyaya ekliyor. Doğal konseptler yaşamın içinden, kendi kendimize edindiğimiz duyusal öğrenimlerle oluşurken (karın yağışını izlemek, çayın tadını almak), suni konseptler spesifik karakteristiğe sahip bilgilerin üst üste koyulmasıyla öğrenilenler oluyor (matematikte “kare” nedir öğrenmek, daha sonra alanını hesaplamayı öğrenmek). Bu doğal ya da suni konseptlerin değişik kombinasyonlarına da şemalar (schemata) adı veriliyor: Temel görevi eksik bilgi parçacıklarının yerine tahminler yürütmek ya da mevcut bilgilerle rutin işlemleri yapabilmek. Bu iki görev de zaman zaman sekteye uğrayabiliyor: Çok güzel kokan bir yiyeceğin tadı güzel olur (olmayabilir) ya da telefonda bir hareketlenme olduysa ekrana bakılır (araba kullanırken bakılmaz). Beyin bu kısımları biraz otomatik yürüttüğünden, farkına varıp değiştirmek o an zor olabiliyor (zehirli olabilir diye düşünmemizi sağlayan evrimsel biyolojiye ya da yeni iOS sürümüyle gelen focus mode’a teşekkürler).

Beynin bilgiyi nasıl işleyip kullandığını kısaca özetlemiş olduk. Şimdi ürün geliştirmede bu işleyişleri nasıl düşünebiliriz ona bakalım.

2. Ürün geliştirmede farklı yöntemler

Bu sayıda bilgiyi ürün geliştirirken organize etmenin ya da geliştirilen ürün içinde erişilebilir kılmanın yolları üzerine yoğunlaştık. Bir organizasyon içinde bilgiyi organize etmek ya da kişisel hayatta tertipli düzenli olmak bu sayının konusu değil o yüzden.

Ürün geliştirirken bilgiyi organize etmeye dair kabul görmüş birçok kullanıcı deneyimi prensibi var. Aslında bu prensiplere sadık kalındığında ürün içinde de bilgi erişilebilir hale geliyor: Kullanıcı ihtiyaçları ilk sırada olduğunda, geliştirdiğimiz ürünün ya da özelliğin amacı da netse yapılacak tek şey tutarlı olmak.

Kullanıcı ihtiyaçlarını ilk sırada tutabilmek için uygulanan bazı pratikler mevcut: Card sorting, wireframing, prototyping, mind mapping, gibi gibi. Tüm bu pratiklere “Bilgi Mimarisi, Information Architecture (IA)” adı veriliyor ve kullanıcılardan edinilen bilgileri toplamaya, gruplamaya, ilişkilendirmeye ve sıraya koymaya yarıyorlar aslında. Bu bilgi mimarilerini oluşturan sistemleri ortaya çıkarmak için şöyle stratejiler kullanılıyor:

Bu sistemlerin girdileri olarak belirtilen faktörler de şunlar:

Tüm bu stratejiler ve faktörlere göre de ürünün içindeki bilginin inşası sağlanıyor. Araştırmalarımda sık gördüğüm bir yöntem daha var: Five Hat Racks. Mimar ve tasarımcı Richard Saul Wurman’ın (kendisi aynı zamanda Information Architecture kavramını ortaya ilk atan kişi ve TED konferanslarının yaratıcısı) bizlere armağan ettiği bu yöntemi fena açıklamayan bir makaleyi de buraya bırakıyorum.

Ürün içinde bilgiyi organize ederek erişilebilir kılmanın da çeşitli yolları var, biraz düşününce ilk aklıma gelen üç örnek şunlar oldu:

3. Faydalı kaynaklar


İş İlanları

Tüm aktif ilanları görmek, ilk elden ilanı paylaşan üyelerimize ulaşmak ya da yeni bir ilan paylaşmak için Slack grubumuza katılın!


Bu sayılık bu kadar!

Bizi seveceğini düşündüğünüz birileri varsa, aşağıdaki butonu kullanarak haberdar edebilirsiniz:

Share Üretim Bandı Bülten

Bültene hoş geldin 👋

Bu sayının konusu “Araştırma ve keşifte etkiyi ölçümlemek”: Kullanıcı araştırmaları ya da ürün keşif aktivitelerinin yarattığı etkiyi tanımlayıp, anlayabilmenin ve ölçümleyebilmenin yollarını araştırdık ve aktardık. Umarız keyifli bir okuma olur! Konu üzerine fikirlerinizi ve bildiklerinizi paylaşmak isterseniz, Slack’e de bekleriz.

Umarız bu konuya dair farklı bir bakış açısı kazandırabiliriz!

İyi internetler,
Burcu


🔋Bültenin bu sayısı Borda Technology desteğiyle yayınlanmaktadır.

Biz kimiz, ne yapıyoruz? 10 yılı aşkın süredir IoT ürünlerimizle hastanelerin hem dijital dönüşümüne hem de bunun ötesinde daha akıllı hale gelmesine katkıda bulunuyoruz. İstanbul ve İzmir/Urla’da toplam 90 kişiyiz. Amerika, Rusya ve İsveç’te de ofislerimiz mevcut. Yukardaki QR sana ne yaptığımızı en iyi şekilde anlatacaktır.

Peki bunu nasıl yapıyoruz? 45 kişilik teknolojik ekibimiz hastanelerdeki demirbaş, hasta ve personel süreçlerini IoT sensörler sayesinde uçtan uca otomatik olarak takip ederek hem süreçsel hem anlık faydalar sağlıyor. Tüm dünyada ürünlerimiz 50’den fazla hastanede aktif olarak kullanılıyor.

Hedefimiz ne? Şirketimizi global pazarda lider konuma getirmek istiyoruz ve bunu yalnız çok iyi bir ekiple gerçekleştirebiliriz. Dünyada sağlığı dönüştürecek ekibin bir parçası olmak ve bunu son teknolojilerle yapmak seni de heyecanlandırıyorsa:

Açık Pozisyonlarımızı İncele

Geçtiğimiz haftalarda gerçekleştirdiğimiz parkur oyunları ve barbekü temalı şirket etkinliğimizi buradan izleyebilirsin. Belki bir sonraki etkinliğimizde sen de aramızda olursun!


Araştırma ve keşifte etkiyi ölçümlemek

  1. Nedir? Neden zor ama gerekli?

  2. Ne yapılabilir?

  3. Faydalı kaynaklar


1. Nedir? Neden zor ama gerekli?

Kullanıcı araştırmaları ya da ürün keşifleri yapmak temelde kullanıcıları anlamaya yarıyor. Kullanıcı araştırmalarına dair şu sayılarımızı ön okuma olarak düşünebilirsiniz: Nitel kullanıcı araştırmaları ve nicel kullanıcı araştırmaları. Yeni bir özellik geliştirirken yapılan keşif aktivitelerine ise şu sayımızda yer vermiştik:

Üretim Bandı Bülten
Bülten #24: Yeni Özellik Geliştirmek-1: Keşif
Bültene hoş geldin 👋 Bu sayıda uzun soluklu bir yazı dizisine başladık: Yeni bir özellik geliştirmek. Bu konuyu farklı sektörlerden, farklı iş modellerinden ürün ekipleri yeni bir özellik geliştirirken hangi süreçlerden geçiyor, mevcut süreçlerini nasıl iyileştirebilirler, örnek uygulamalar neler gibi konulara değinebilmek için seçtik…

Read more

Araştırma ve keşfin uzun vadeli en önemli sonucu ise organizasyon genelinde karar alma mekanizmalarını eğitmek: Daha isabetli varsayımlarda bulunabilmek ve tahminlerin gerçeklere daha çok yaklaşabilmesi. Bilgiye dayalı hedefler koyabilmek ve bu hedeflere ulaşmayı güvenle en öncelikli konu haline getirebilmek.

Bu aktiviteleri ölçümlemek ise zor, çünkü ürüne yaptığı direkt etkiyi görmek pek mümkün değil. Keşif ya da araştırma yapma sürecine dair bazı takip metrikleri düşünülebilir: Her bir ekip üyesi ayda 4 kullanıcıyla görüşecek, bu görüşmelerde edindiğimiz bilgileri mutlaka araştırma havuzuna ekleyeceğiz, bulguları ve içgörüleri organizasyon genelinde erişilebilir hale getireceğiz, her çeyrek 10 varsayım test edeceğiz, gibi gibi örnekler. Ancak bunlar gerçekten de sürecin düzgün ilerlediğinden ve zaman içinde iyileştiğinden emin olmak adına varlar, gerçekte cevabını aradığımız sorulara direkt bir katkıları yok: Araştırma ve keşif yapmak işe yarıyor mu? İşe yaradığını nasıl anlayabiliriz? Bu sorulara cevap bulabilmek, yani ürettiğimiz sonuca araştırma ve keşfin kattıkları değeri anlayabilmek için sonuç üzerindeki etkilerini ölçümleyebilmemiz gerekiyor.

Bu sayıda özellikle değindiğim kısmın bir özellik özelinde değil de, şirket genelinde düzenli ve sürekli bir araştırma ve keşif pratiği oturtmakla alakalı olduğunu belirteyim (üretici, generative research). Bir probleme spesifik araştırma ve keşif yapmaktan (değerlendirici, evaluative research) beklenenler az çok net oluyor: Özelliğin doğru probleme odaklanması, çözümün kapsamının ihtiyaçları karşılaması, anlaşılır ve kullanışlı olması, şirket stratejisine uygunluğu ve hedeflenen değeri yaratması gibi gibi şeyler test edilebilir ve ölçümlenebilir şeyler. Zaten sonucunda şirket genelinde önemsenen stratejik alanlara bir katkısı oldu mu’yu görmek, bir ölçümleme sistemi olduğunda hayli kolay.

2. Ne yapılabilir?

Şu sıralar bu konu üzerine mevcut rolümde de odaklandığımdan uzunca bir araştırma yaptım, ve şaşırtıcı şekilde etkiyi ölçmeye dair yazan çizen bir kaynağa ulaşamadım. Genelde süreci takip etmeye yönelik metrikler ve uygulamalardan bahsedilmiş, fazlası yok. O yüzden biraz serbest stil olacak bu kısım.

Girdi, çıktı, sonuç gibi kavramlardan şu yazımızda biraz daha detaylıca bahsetmiştik: Bülten #4: Input > Output > Outcome

Etkiyi ölçümlemekle alakalı farklı düşünceleriniz mi var? Slack’teyiz, buyrun konuşalım.

3. Faydalı kaynaklar


İş İlanları

Tüm aktif ilanları görmek, ilk elden ilanı paylaşan üyelerimize ulaşmak ya da yeni bir ilan paylaşmak için Slack grubumuza katılın!


Bu sayılık bu kadar!

Bizi seveceğini düşündüğünüz birileri varsa, aşağıdaki butonu kullanarak haberdar edebilirsiniz:

Share Üretim Bandı Bülten

Bültene hoş geldin 👋

Bu sayının konusu “başarı” metriklerini (success metrics) belirlemek: Ne olduklarını kısaca bir tanımladıktan sonra belirlemenin zorluğundan bahsedip, ne yapılabileceğine dair fikirlerimizi paylaştık ve faydalı kaynakları yazının sonuna iliştirdik. Umarız bu konuya dair farklı bir bakış açısı kazandırabiliriz!

İyi internetler,
Burcu


🔋Bültenin bu sayısı Borda Technology desteğiyle yayınlanmaktadır.

Biz kimiz, ne yapıyoruz? 10 yılı aşkın süredir IoT ürünlerimizle hastanelerin hem dijital dönüşümüne hem de bunun ötesinde daha akıllı hale gelmesine katkıda bulunuyoruz. İstanbul ve İzmir/Urla’da toplam 90 kişiyiz. Amerika, Rusya ve İsveç’te de ofislerimiz mevcut. Yukardaki QR sana ne yaptığımızı en iyi şekilde anlatacaktır.

Peki bunu nasıl yapıyoruz? 45 kişilik teknolojik ekibimiz hastanelerdeki demirbaş, hasta ve personel süreçlerini IoT sensörler sayesinde uçtan uca otomatik olarak takip ederek hem süreçsel hem anlık faydalar sağlıyor. Tüm dünyada ürünlerimiz 50’den fazla hastanede aktif olarak kullanılıyor.

Hedefimiz ne? Şirketimizi global pazarda lider konuma getirmek istiyoruz ve bunu yalnız çok iyi bir ekiple gerçekleştirebiliriz. Dünyada sağlığı dönüştürecek ekibin bir parçası olmak ve bunu son teknolojilerle yapmak seni de heyecanlandırıyorsa:

Açık Pozisyonlarımızı İncele

Geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiğimiz parkur oyunları ve barbekü temalı şirket etkinliğimizi buradan izleyebilirsin. Belki bir sonraki etkinliğimizde sen de aramızda olursun!


“Başarı” metrikleri

  1. Nedir? Neden zor?

  2. Ne yapılabilir?

  3. Faydalı kaynaklar


1. Nedir? Neden zor?

Başarı metrikleri, yeni bir ürün ya da özellik geliştirilirken üzerine düşünülen, bu ürün/özellik kullanıcılara sunulduğu andan itibaren aktif biçimde ölçümlenmeye başlanan ve bu ürünün/özelliğin başarılı olup olmadıklarını ölçümlemeye ve duruma göre aksiyon alabilmeye yarayan metrikler.

Belirlemek zor, çünkü doğası gereği henüz ortada bir çıktı yokken, belirsizlik halindeyken, varsayımlar ve geçmiş öğrenimler üzerine düşünülerek ortaya çıkarılabiliyor. Bir Google araması sonucunda sayfalarca blog yazısının NPS, DAU/WAU/MAU, MRR, CSAT gibi bir sürü ölçümleme pratiğini ürün başarı metriklerine örnek uygulamalar olarak önerdiğini görebilirsiniz. Ürünün iş modeline ya da gelir modeline göre değişen, farklı bir sürü metrik de var: İçerik sitelerinin, API ürünlerinin, SaaS ya da e-ticaret platformlarının başarı metrikleri de birbirlerinden epey bir farklı örneğin. Bu içeriklere ve önerilere göre hareket etmeye çalışınca nereden başlayacağını bilemeyebiliyor insan çünkü hepsi çoktan yapılandırılmış ölçümleme sistemlerine göre yazılıp çiziliyor ve biraz da jenerikler, geriden geliyorlar (lagging). Mevcutta kullanımda olan ürün ya da özellikler için bu hazır metrikler belki çalışabilir, ancak yeni bir ürün ya da bu ürün için yeni bir özellik geliştirirken başarı metriği belirlemek bana göre o kadar da kolay değil. Özellikle ürün ve şirket stratejisini destekleyecek, uzun soluklu ve anlamlı metrikler belirlenmek isteniyorsa.

2. Ne yapılabilir?

Bu üç maddenin özeti aslında şu: Ölçümlemeyle öğrenmeyi ve elimizdeki bilgilerle bir yerden başlayıp zaman içinde güvenilirlik düzeyini artırmayı nasıl başarabiliriz?

Peki bu yeni özelliğin beklentilere karşılık verebilmesini/verememesini nasıl tartacağız?

Başarı, bu yeni özellik sayesinde şirketin ve ürünün hedeflerine ve stratejisine ne kadar yaklaşıldığına bağlanmalı. Örneğin bir şirketin o sene için stratejik hedefi kullanıcı sayısını artırmaksa, canlıya alınan yeni özelliğe dair beklentiler ve başarı metriği de buna paralel olmalı —zaten odaklanılacak alanlar arasında bu şirket hedefine göre önceliklendirme yapıldığında, özelliği geliştirmeye başlamadan dahi işin “niye”si ve başarı kriteri gayet net oluyor. Yani aslında kritik nokta başarı metriklerinin tepeden uca belirlenmesi diyebiliriz. Bu yaklaşımın bana göre en güzel örneği North Star Metric, bu da tek başına bir yazı dizisi olacak kadar yoğun bir konu olduğundan keşfetmeyi şimdilik size bırakıyorum.

Bu metriğin ulaşması beklenen hedefi tanımlamak yine de güzel bir pratik. Bunu yaparken de yüzdesel hedefler yerine sayısal olanları tercih etmek öneriliyor: “Kullanıcı sayısını %3 artırmak” değil de, “toplam X yeni kullanıcı kazanmak” gibi. Zaman içinde devamlı ölçümleme sayesinde tahminlemeler de bilgiye dayalı hale gelmeye başlıyor ve hedefler daha gerçekçi hale geliyor.

3. Faydalı kaynaklar


İş İlanları

Tüm aktif ilanları görmek, ilk elden ilanı paylaşan üyelerimize ulaşmak ya da yeni bir ilan paylaşmak için Slack grubumuza katılın!


Bu sayılık bu kadar!

Bizi seveceğini düşündüğünüz birileri varsa, aşağıdaki butonu kullanarak haberdar edebilirsiniz:

Share Üretim Bandı Bülten

Bültene hoş geldin 👋

Bu sayının konusu empati: Empati kavramını kısaca tanımlayıp sempatiyle olan farkını netleştirdikten sonra, ürün geliştirme süreçlerinde eksikliği nerelerde hissedilir ve nasıl bu eksiklerle başa çıkılabilir anlamaya çalıştık. Yazıyı kısa tutup kaynakları dolu dolu seçtik bu kez. Umarız faydalı bir okuma olur!

İyi internetler,
Burcu


Ürün geliştirmede empati

  1. Nedir? Sempatiden farkı ne?

  2. Ürün geliştirme süreçlerine nasıl yansır ve nasıl yönetilir?

  3. Faydalı kaynaklar


1. Nedir? Sempatiden farkı ne?

Empati özellikle son yıllarda ürün geliştirmenin/tasarlamanın buzzword’ü olmuş, bir sürü insanın dilinden düşmeyen, çoğu işe alım süreçlerinde aranan ve bahsi geçen ama tam da ne demek olduğunu bilmeden kullandığımızı düşündüğüm bir terim. Basitçe tanımı şu: “Diğerlerinin hissiyatını anlayabilme ve paylaşabilme yetisi”.

Daha basit halleriyle empati primatlarda, kedi ve köpeklerde, hatta hiç beklemezsiniz ama farelerde bile var. 12 aylık insan bebeklerinin üzüntülü kişileri (bir ödül mekanizmasına bağlı olmaksızın) teselli etmeye çalıştığına dair çalışmalar yapılmış. Gelişimi ise evrimsel biyolojiye dayandırılıyor: Tüm memelileri karakterize eden ebeveynlik sırasında bakıcı rolünde olan annelerin yavrularının verdiği pozitif ya da negatif tepkileri dinlediği, ve daha iyi bir dinleyici olanların yavrularının yaşama daha yüksek olasılıkla tutunabildiği gibi görüşler var.

Empatinin tanımı üzerine temel bir karışıklık var: Sempati ne, empati ne? Sempatinin anlamı şu: “Bir kişinin duygularına karşı merhamet ya da şefkat hissetmek”. Genelde acıma ya da üzüntü odaklı bu hissiyat diğer kişinin bir yaşanmışlığına dair hislerini paylaşmaya yarıyor. Empati ise bu kişinin hissiyatını paylaşmak yerine kendini onun yerine koymak ve anlamak demek. Sempatinin birçok insanda empatiye göre çok daha gelişmiş olduğu düşünülüyor, çünkü aslında daha kolay. Empati yapabilmek için kişinin kendi hayatından benzer deneyimleri araması ve nasıl hissettirdiğini hatırlaması gerekiyor, bu da kişiyi savunmasız kaldığı, hassas yerlere gitmeye zorlayabiliyor. Doktor Brene Brown’ın sesi üzerine kurgulanan bu kısa animasyon filmini konuyu ele alışını anlamanız üzere tavsiye ederim.

The Spectrum of Empathy by Sarah Gibbons
kaynak: https://www.nngroup.com/articles/sympathy-vs-empathy-ux/

2. Ürün geliştirme süreçlerine nasıl yansır ve nasıl yönetilir?

Kullanıcı ihtiyaçlarından yana olabilmek için önce kullanıcıları anlamak gerekiyor ve bunu yapabilmenin en iyi yolu da empati yapmak. Teknoloji ilk zamanlarında olduğunu düşündüğümüz gibi iyi olmaya odaklı olmayabiliyor artık ve bu konuda dikkatli olması gerekenler de aslında ürün geliştiren ekipler olarak biziz. Ancak empati yaparak geliştirdiğimiz ürünün kullanıcıların hayatını nasıl etkilediğini ve değiştirdiğini idrak edebiliriz ve aldığımız kararları şekillendirebiliriz.

Empati eksikliğinin ürün geliştirme süreçlerine olası etkileri şunlar:

3. Faydalı kaynaklar

☝️Bu sayıyla alakalı karşılıklı yorumlaşmak isterseniz Slack grubumuza bekleriz.


İş İlanları

Tüm aktif ilanları görmek, ilk elden ilanı paylaşan üyelerimize ulaşmak ya da yeni bir ilan paylaşmak için Slack grubumuza katılın!


Bu sayılık bu kadar!

Bizi seveceğini düşündüğünüz birileri varsa, aşağıdaki butonu kullanarak haberdar edebilirsiniz:

Share Üretim Bandı Bülten

Bültene hoş geldin 👋

Bu sayının konusu mükemmeliyetçilik: İnsanın içinin içini yerken başarılı olmasına, ekibiyle ya da yöneticisiyle çalışırken kendini ve herkesi türlü türlü durumlarda zorlamasına sebebiyet verebilen bu düşünce şeklinin nasıl tespit edilebileceğini, ürün geliştirme süreçlerini nasıl etkileyebildiğini ve nasıl yönlendirilerek makul sonuçlar alınabileceğini anlamaya ve anlatmaya çalıştım. Umarım bir şeyler fark etmene ve daha iyi hissetmene yardımcı olur!

İyi internetler,
Burcu


Ürün geliştirmede mükemmeliyetçilik

  1. Nedir? Sebebi ne? Nasıl anlaşılır?

  2. Ürün geliştirme süreçlerine nasıl yansır?

  3. Nasıl yönetilir?


1. Nedir? Sebebi ne? Nasıl anlaşılır?

“Mükemmel” kelimesi hepimize gayet pozitif bir betimleme gibi gelir, hatta günlük hayatta “Ben biraz mükemmeliyetçiyim, bunu yapmak için günler harcadım” benzeri söylemler duyduğumuzda kişinin kendinden gayet memnun olduğunu düşünürüz. Çoğu zaman kastedilen anlamıyla “mükemmeliyetçilik”se pek öyle değil, yani bu sözü söyleyen kişi genelde ne kendinden, ne de yaptığı şeyden memnun değil. Kendinden memnun olan, “uyumlu mükemmeliyetçi” denilen grubun da standartları yüksek, amaçları öğrenmek ve daha iyi olmak; ancak bu grup yaptığı işi keyifle ve optimist bir tavırla yapıyor. “Uyumsuz mükemmeliyetçi” grupsa “mükemmeliyetçi” grubun çok büyük bir kısmı ve hedefleri yine bu yüksek standartlara ulaşmak, ancak bu grup bu süreçte pek de iyi hissetmiyor.

Mükemmeliyetçiliği bir “davranış”tan çok, kişinin kendi hakkında düşünme, kendi kendine muamele şekli gibi düşünebiliriz. Genelde kişinin başarısız olmaktan ya da sert yargılamalardan kaçınmak gibi içsel yönelimleriyle ortaya çıkıyor. Bu içsel yönelimlerin kaynağı da çoğunlukla dışsal faktörler: Ebeveynlerin, büyüklerin, çevrenin kişiden çocukken çok şey beklemesi, yaptığı hataları çok eleştirmesi, başarılı olmanın ne olursa olsun tek yol olduğunu ima etmesi; çocukların ilgi görmek için tek yöntem olarak başarılı olmalarının gerektiğini düşünmeleri; medyanın en ufak bir hatada başarılı kişileri alaşağı etmesi ve çocukların buradan yanlış bir ders çıkarması, gibi gibi.

Psikoterapide güncel yaklaşımlardan biri olan ve erken dönemde gelişen, kendini-sürdürücü davranış kalıplarına odaklanan “şema terapi” modelinde mükemmeliyetçiliğin “Yüksek standartlar” kalıbı ile bağlantılı olduğu ifade ediliyor ve “Cezalandırıcılık” da bu kalıpla kardeş: Kişi normalmişçesine kendinden çok şey bekliyor, koyduğu yüksek hedeflere ulaşamadığında (genelde ulaşılamayacak hedefler oluyor zaten bunlar) kendini acımasızca eleştiriyor ve bakıldığında kendi motivasyonunu, şevkini kırıyor. Maalesef bu ikili birbirini beslediğinden ortaya negatif bir döngü çıkıyor ve kişi bu döngüden bir müdahale olmadan çıkamıyor. Bu durum kişinin mental sağlığını tek etken olarak bozmasa da farklı faktörlerle bir araya geldiğinde genel sağlığı hayli etkileyebiliyor.

Monet’in de bir mükemmeliyetçi olduğu düşünülüyor: Yaptığı bir sürü resmi sinirle yok etmiş. Bir keresinde sergi açmadan hemen önce 15’ini birden parçalamış. “Hayatım bir başarısızlıktan ibaret” gibi sözler söylemiş.

Amerikan Psikoloji Topluluğu’nun 1989’dan 2016’ya kadar düzenli olarak üniversite öğrencileri arasında yaptığı bir araştırmaya göre jenerasyonlar gençleştikçe kendilerine daha çok yükleniyor, diğerlerinden daha çok şey bekliyor ve daha iyi olmaları için dış dünyadan bir baskı hissediyorlar. Akademide ya da iş hayatında artan bireyci rekabet, ebeveynlerin gittikçe kontrolcü hale gelmesi, sosyal medya sebepli herkesin her şeyden haberdar olması ve karşılaştırmaya meyillenmesi bu halin belirleyici sebepleri olarak görülüyor. Durumun ciddiyeti gittikçe arttığı için hem kendimiz, hem de birlikte çalıştığımız, yaşadığımız insanlar için bu halin farkında olmak boynumuzun borcu. Eğer kendinizde ya da çevrenizde birinde şöyle eğilimler gözlemliyorsanız, ortada bir uyumsuz mükemmeliyetçilik olabilir:

2. Ürün geliştirme süreçlerine nasıl yansır ve nasıl yönetilir?

Mülakatlarda “Kendinde bir şeyi değiştirmek isteseydin?” sorusuna verilen en makbul cevaplardan biri olarak görülen mükemmeliyetçilik kişinin hem iyi olma halini, hem de iş hayatındaki başarısını uzun vadede kötü etkileyebiliyor. Ürün geliştiren bir ekipte çalışıyorsanız, bu eğilimin hem ortaya çıkan işlerin kalitesini ne kadar artırdığını, hem de bu işleri ortaya çıkarma sürecinde ekibi ne kadar zorladığını gözlemlemiş olabilirsiniz. Ben bu yazıda “Steve Jobs da mükemmeliyetçiymiş, bak Apple ne güzel ürünler üretiyor”dan ziyade kişinin kendine ve ekibine olası etkilerini aktarmaya ve değişik çevrelerce yapılan önerilere odaklanacağım ki işin boyutu ortaya çıksın.

☝️Bu sayıyla alakalı karşılıklı yorumlaşmak isterseniz Slack grubumuza bekleriz.


İş İlanları

Tüm aktif ilanları görmek, ilk elden ilanı paylaşan üyelerimize ulaşmak ya da yeni bir ilan paylaşmak için Slack grubumuza katılın!


Bu sayılık bu kadar!

Bizi seveceğini düşündüğünüz birileri varsa, aşağıdaki butonu kullanarak haberdar edebilirsiniz:

Share Üretim Bandı Bülten